EAB: Nejat fotoğrafa ne zaman nasıl başladın? Bu konuda herhangi bir eğitim aldın mı?
NT: Mimar Sinan’da Sosyoloji bölümünde okurken radyoculuk yapmaya başladım. Sonra da sinema televizyon ve reklam sektörüne atladım. Oradan sonra da kendimi fotoğraf çekerken buldum. Ve hayır, fotoğrafçılık eğitimi almadım.
EAB: Bugüne kadar pek çok çalışman ödül aldı. En özeli hangisi senin için?
NT: Yaptığın bir çalışmanın ödüllendirilmesi tabii ki her zaman çok güzel ve özel bir his ama 2006’da Gümüş Epica ödülü aldığımız WWF için çektiğim fotoğraf benim için en özeli. Sanırım sektördeki ilk ciddi işimdi ve sosyal kampanyaydı.

EAB: Reklam fotoğrafçılığını kendin mi tercih ettin, yoksa şartlar mı o tarafa yönlendirdi seni?
NT: Kendiliğinden oldu diyelim çünkü fotoğrafçılığa başlamadan evvel televizyonda çalışırken de reklam sektöründeydim. İş disiplini değiştirmeyi hiç düşünmedim açıkçası.
EAB: Stüdyo çekimimi yoksa dış mekân çekimimi tercihin?
NT: Genelde tercih etme şansımız olmaz mevcut iş sizi nereye yönlendirirse oraya gidersiniz. Dolayısıyla ikisinin de kendine göre artıları var. Çünkü gün ışığından faydalanmak her zaman için iyidir. Stüdyoda da aynı etkiyi yaratmak tabii ki mümkün ama güneşin altındayken her şeyin bir parça daha orijinal göründüğü de bir gerçek. Diğer yandan stüdyodayken can sıkıcı hava koşullarından kaçmış oluruz. İkisinin de olumlu tarafları var ve oyun alanları çok farklı.

EAB: En keyifli ve en zor çekimlerin hangileriydi?
NT: Lig TV çekimi zor olmuştu. Oldukça kalabalık bir setti ve şartlar gereği yaklaşık 20-30 dakika içerisinde herşeyi çekmiş olmak zorundaydık. Ancak bir yandan da içinde Roberto Carlos olan her çekim gibi o da eğlenceli geçmişti. En keyiflisi sanırım NTV Spor için yaptığımız çekimdi, sonrası uzun ve sancılı bir süreç olsa da sonucu görmek tüm ekip için keyifliydi.
EAB: En sevdiğin fotoğrafın hangisi?
NT: Sık karşılaştığımız zor sorulardan biri bu. Bu gerçekten sürekli değişiyor. Üzerinde günlerce çalışıp çok güzel oldu dediğim bir fotoğrafı bir hafta sonra beğenmeyebilirken dönüp seneler önce çektiğim bir fotoğrafı durup dururken sevmeye başlayabiliyorum. Şu sıralar sanırım en çok Arena dergisi için yaptığımız mafya hikayesini seviyorum. Çok fazla set anısı var hatırladıkça içim gider.

EAB: Photoshop kullanımı kullanılması konusunda ne düşünüyorsun? Zaman zaman fotoğrafçılar arasında tartışılan bir konu hala bu...
NT: Evet, tartışmaya ne yazık ki hala açık bir konu ancak kendi adıma tartışılacak bir tarafı olduğunu düşünmüyorum. Fotoğrafçılığın içerisinde çalıştığım kolda photoshop denen şey benim elim ayağım durumunda. Müşterinin istediği mükemmel sonuca giden yolda her aracı kullanmak durumundayız.
EAB: Eskiden diapozitifin 7 banyodan geçmesini bekler 1 saat sonra görebilirdin çektiğin kareleri... Şimdi dijital makineler sayesinde, çektiğin anda Dünya’nın diğer bir ucuna ulaştırabiliyorsun. Teknolojinin her geçen gün gelişimi fotoğrafçılığı nasıl etkiliyor sence?
NT: Eski, güzel günler... Evet, film insanı uğraştırırdı ama sonuçtan mutluyduk. Çok fazla yol kat edildi ve bence etkileri ve dijital fotoğrafçılığın günümüzde ulaştığı nokta oldukça tatmin edici. Her şey filmden alınan sonuca ulaşmak için başlamıştı ve şu anda her şeyin yolunda gittiğini ve gelişmeye devam ettikçe daha da iyi olacağını düşündüğümü söyleyebilirim. Tüm dünyada sürekli ilerleyen, gelişen ve yenilenen bir olgu varsa onu desteklemekten başka çareniz kalmaz, çünkü hayatta kalmak için o hıza ayak uydurmanız gerekir. Dolayısıyla kendi mesleğimin gerektirdiklerini de işin içine katarak düşündüğüm zaman, gelişmeleri olumlu ve tatmin edici buluyorum. Şimdilerde her şey daha kolay gibi görünse de bu aslında kısmi bir yanılgı. Fotoğraf her ne kadar hızlanmış gibi dursa da insanların beklentilerinin de aynı hızla ilerlediğini gözden kaçırmamak gerekir.

EAB: Leica'nın olayı nedir? Neden fotoğrafçılar için bu kadar önemli bir markadır?
NT: Fotoğrafçıların çoğu için heyecan verici olduğu doğru. Dijital ortama ayak uydurmadan önce muhteşem makineler ürettikleri şüphe götürmez. Şimdilerde beni tek heyecanlandıran sadece o güzel logosu.
EAB: Eminim bu satırları okuyan birçok erkek şunu merak ediyor. Model çekimlerinde o kadar güzel kızların dekolte, hatta zaman zaman da erotik fotoğraflarını çekmek zor olmuyor mu :)
NT: Çok zor :) Hayır, asla. İnsanların bunu merak ettiğinin farkındayım ama gerçekten hiçbir şey zannettikleri gibi değil. Her iki taraf da profesyonel (model de fotoğrafçı da). Her iki taraf da işini en iyi şekilde yapmaya odaklanıyor ve beraberce başarılı bir sonuç elde etmeye çalışıyor. İşimizin bir parçası. Dolayısıyla zorlandığımı söyleyemem. Bu cevabın yine de birçok insanı tatmin etmediğini biliyorum :)

EAB: Açıkçası fotoğraflara bakan taraftakiler olarak işin maddi yönünü de merak ediyoruz. Reklam, hakkında çok fazla şehir efsanesi anlatılan bir sektör maddi anlamda. En azından ne kadarının doğru olduğundan bahsedebilir misin?
NT: Kısa ve net olarak söyleyebilirim ki bu işi yapan birinin aman aman bir para kazanma şansı yok, en azından Türkiye'de. Yeterince kazansanız bile oyuncaklarınız, yatırımlarınız fazlasıyla pahalı.
EAB: Sette kaprisli bir fotoğrafçı mısın? Olmazsa olmaz dediğin; mutlaka orada bulunmasını istediğin şeylerin listesi varsa alalım.
NT: Kapris yapılacak bir durum yok ortada, iş bu. Set teknik olarak yeterli olduğu sürece fotoğraf çekebilirim.

EAB: Fotoğrafını çekmen gereken kişi ünlü biriyse ne hissediyorsun o an?
NT: Pek bir şey hissetmiyorum açıkçası. Herkes sadece işini yapmak için orada olduğunu bildiği sürece sorun yok. Ama malesef çoğu zaman durum böyle olmuyor, bu yüzden ünlü insanlardan ziyade ünlü markalar için çalışmayı her zaman tercih ederim.
EAB: Facebook, Yonja, 80630 gibi arkadaşlık sitelerinde ideal profil fotoğrafı sence nasıl olmalı? İşin üstadından bekâr okurlarımıza önemli bir tüyo olsun bu da :)
NT: Sosyal paylaşım siteleri için profil fotoğrafı çekmek ya da çektirmek konusunda genel geçer bir kural olabilir mi bilemiyorum açıkçası. Ancak madem bekâr okurlarımıza tüyo veriyoruz kendilerinin karşılarında ne görmek isteyecekleri fikrinden hareket edebilirler bence… Gerçek hayatta olduğundan farklı görünmek işe yaramıyor sanırım. Dolayısıyla, bahsi geçen sitelerde ilk intiba profil fotoğrafıyla oluştuğuna göre doğal görünüme önem verilmesinde fayda var. Bence herkes kendi gibi olsun; kendi fotoğraflarını kendileri çekmeye çalışmasın ki şu kısa hayatımızda boyun omurları daha fazla zedelenmesin :)

EAB: Fotoğrafa yeni başlamak isteyenler için neler tavsiye edersin? Nerden temel eğitim alabilirler? Nasıl bir makine ile başlasınlar?
NT: İnternette bile yapılabilecek ufak bir araştırmayla hali hazırda var olan fotoğrafçılık kurslarının birinden başlayabilirler. Tavsiyem sadece temel bilgileri alıp oradan hemen uzaklaşmaları ve kendi fotografik ilgi alanlarına konsantre olmaları. En temel bilgileri öğrenmekle işe başlayacakları için fiyat konusunda çok aşırıya kaçmalarını gerektirmeyecek bir D-SLR tercih edilebilir. Canon ya da Nikon’un başlangıç seviye D-SLR’larından birini seçebilirler örneğin. Tabii ki ne çekileceği/ne çekilmek istendiği de makine seçiminde önemli bir kriter ama giriş seviyesi modellerin özelliği zaten bu belirsizlik üzerine kurulu. Fotoğraf çekmek isteyenler için asıl kural makineyi kurcalamak, yeterince zaman geçirmek, öğrenmek için deli gibi uğraşmak. Verilecek en iyi tavsiye ve işin en önemli kısmı sanırım bu.
EAB: Profesyonelliğe geçmek isteyenlere ne tavsiye edersin peki?
NT: Öncelikle bir portfolyo ve bence en fazla bir-iki fotoğraf dalında yoğunlaşılmış bir portfolyo. Her tür fotoğrafı çekebiliyor olmanın sükse yaptığı zamanlar çoktan geçti. Her iş kolunda olduğu gibi artık belli bir alanda uzmanlaşmaya çalışmak daha geçerli.
Portfolyo ve iletişim için:
www.nejattalas.com
twitter.com/nejattalas
Atıl ATILGAN
atil@beedanismanlik.com